Katalonya’da Bezgin Bekleyiş

Aslında yazımın başlığı meraklı bekleyiş biçimindeydi ama oturduğum Barselona’ya yakın ilçede her akşam saat onda yapılan tencere-tava çalma eylemleri de neredeyse iki haftadır yapılmadığına göre, Barcelona merkezde gösteriler yapan ve aslında sayısı hiç de az olmayan bağımsızlık tutkunları dışında genel bir bıkkınlıktan söz edilebilir.

Son yazımı 1 Ekimde yazmıştım, ondan beri ne olduğunu, konu dünya gündemine de oturduğu için gazetelerden izleyebilmişsinizdir. Özetle: İspanya’da iktidarda olan ve eski frankocuları da içinde barındıran klasik sağ parti PP, neo liberal Ciudadanos partisi ve ana muhalefette olan klasik sosyalist PSOE’nin de desteğini alarak Anayasa’nın 155’inci maddesini işletmeye karar verdi. Bu işe tek karşı çıkan ise Yunanistan’daki Syriza benzeri olan yeni sol Podemos partisi. Bu İspanya’nın demokrasi tarihinde hiç olacağı düşünülmemiş bir durum ve ülke içinde çok hararetli tartışmaları tetikledi.

PP bu noktaya gelmeden önce, referandumdan sonra bağımsızlık ilan eden ama İspanya ile görüşmeler için hemen bunu donduran yerel hükümetin bağımsızlık ilan edip etmediği konusunda netleşmesini istedi. Çünkü PP’nin duruş noktası anayasaya aykırı olan referandumun sonucu olarak bağımsızlık ilan edilemeyeceği (Birleşik Krallık ve İtalya’da bu tip referandumlar anayasaya uygun). Yerel hükümet de uzunca bir yazıyla görüşmelerin önemine ve seçimlerdeki polis müdahalesinin anti demokratikliğine bolca vurgu yaparak yine topu taca atan bir yanıt verdi. Aslında yerel hükümet, bağımsızlığı doğrudan ilan edemeyerek  bağımsızlık yandaşlarını uğrattığı hayal kırıklığının üstüne bir de yanar döner bir tavır sergileyerek iyice karizmasını yaralamış oldu.

Burada konuştuğum ılımlı bağımsızlık yanlılarının önemli bir kısmı yerel başbakanın eline geçen fırsatı kaybettiğini düşünüyor. Onlara göre ilk hata doğrudan bağımsızlık ilan edememek, ikinci hata ise PP kendisinden yanıt istediğinde “tamam biz ilan etmiyoruz ama sen de görüşmelere başla” diyememek oldu. Çünkü gerek Avrupa Birliği’nin bu işi anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kabullenmeyişi ve gerekse bugün itibariyle Katalonya’dan gitmeye karar veren 800’den fazla firma olduğu gerçeği, doğmamış bağımsızlığın meşruiyetini sıkıntıya soktu. Bir de şu var: 1 Ekim’deki anayasal olmayan referanduma bağımsızlık karşıtları katılmadılar ve katılım %42’de kaldı. Kullanılan oyların bir kısmına da İspanyol polisi el koyunca %90 bağımsızlık yanlısı çıkan oy aslında toplam seçmenin %37’sini temsil eder duruma düştü. Tek başına bu durum bile  bağımsızlık ilanının meşrutiyetini oldukça sorunlu hale getiriyor.

Ilımlı olmayan bağımsızlıkçılarsa hemen bağımsızlık ilan edilmesi taraftarı. Zaten yarınki yerel meclis toplantısında sağcı olan yerel lideri ilana zorlamaya çalışacak bu radikal sol gruplar.

Bu toplantının sonucu ne olursa olsun İspanya hükümeti cumartesi gününden itibaren 155’inci maddeye dayanarak yerel yöneticileri görevden alıp yerlerine ikinci veya üçüncü derece alt görevlilerini getiren süreci (Kesinlikle dışarıdan atama yok) devreye alacak. Ayrıca yerel kolluk kuvvetlerinin yönetimi de değişecek ve en yakın zamanda yerel seçim yapılacak. Gerçi Katalonya’da merkezi hükümetin varlığı oldukça sınırlıyken bunu nasıl yapacaklar ayrı bir konu. Referandum sırasında İspanya’nın kalanından getirdikleri polislerin kalması için büyük gezi gemilerinden kiralayıp limana bağlamak zorunda kalmışlardı. Ben caddelerde sivil itaatsizlik bekliyorum çünkü hayli aktif ciddi bir bağımsızlık tutkunu nüfus var.

Katalanlar dinle ilişkileri zayıf, çalışkan, ilerlemeci, içlerine kapalı ama başkalarına saygılı  bir toplum. Sol haraketlerin burada her zaman güçlü olmasının nedeni de bu. “Katalan kibiri” sözünü çok duyuyorum. Benim konuştuğum Katalanlar böyle değil kesinlikle, ancak bu durum şundan kaynaklanıyor olabilir: Katalonya İspanya’nın kalanından ekonomik anlamda daha ileri; ayrıca sanki bir kesim çocuklarını içten içe İspanyollardan daha iyi olduklarını düşünerek yetiştirmişler.

Yakın zamana baktığımızda bağımsızlık yanlılarının oranının %20’lerden %40’lara çıktığını görüyoruz. Bunun önemli nedenlerinden biri 2000’li yılların ikinci yarısında Katalan yöneticilerin o zaman iktidarda olan PSOE ile görüşerek bölgenin serbestisini arttıran yasaların kabul edilmesini sağlamasında sonra, PP’nin dört milyon imza toplayarak başlattığı yargı süreçleriyle bu kazanımların bir kısmını geri alması: Türkiye benzeri yargının siyasal alanda gereksiz kullanımı.

Buralarda PP’ye nefret üst boyutta ve Katalonya’da esameleri okunmuyor. Konuştuğum bazı aileler İspanya’daki asıl savaşımın sol-sağ arasında değil, gelenekçi ve ilerlemeciler arasında olduğunu söylediler. Gelenekçiden kasıt ise, adı sosyalist ama kendisi bence sosyal demokrat olan  PSOE ve faşizmi de içinde barındıran PP. Katalonya ve tüm İspanya’da yapılan bağımsızlık karşıtı gösterilerde küçük gruplar biçiminde da olsa nazi selamı verenlerin olması tedirgin ediciydi.

Gelelim işin can sıkıcı yönlerine. Bağımsızlık yanlıları kendi argümanlarını savunurken, bu işe karşı olanlar üzerinde baskı kurmaktan çekinmiyorlar. Bağımsızlık karşıtları son bir iki haftaya kadar konuyu ortalıkta konuşmaktan çekiniyorlardı, ki bahsettiğimiz nüfusun yarısı! Hatta bazı tanıdıklarım karşıtların fişlendiğini dahi söyledi. Gün geçmiyor ki Katalonya’nın tanınmış simaları (Edebiyatçılar, sinamacılar) bu işe karşı olduklarını açıkça söylediklerinden dolayı kendilerine yapılan çirkin baskıları açıklamasın. Twitter’da lince uğrayanlardan bir önceki yazımda bahsetmiştim. Daha da vahimi okullar da militan öğretmenlerce politize ediliyor ve gösterilerde çocuklar sıklıkla kullanılıyor. Hatta geçen günlerde bir öğretmenin, babası ulusal muhafızda (Yerel kolluk gücü değil) çalışan bir çocuğu sınıfın önünde azarladığı ve utandırdığı haberi gazetelerdeydi. Her anlamda baskıcı bir ulusalcılık/nasyonalizm kendini hissettiriyor.

Belki de bir devlet kurabilmek için bu gereklidir, kim bilir?

Bağımsızlık ilanının süreci çok kötü yönetildiğinden sanki tarihsel bir fırsatı kaçırmış gibi Katalonya ama PP’de bu iş bilmezlik olduğu sürece daha ne olur bilinmez. Ayrıca İspanya merkezi hükümetinin otonom bölgelerde neredeyse olmadığını da yeniden anımsatmam gerek: Ekonomi, güvenlik, eğitim gibi en önemli konular başta olmak üzere hemen herşeyi zaten kendileri hallediyorlar. Düşünün ki devlet memurlarının sadece %9’u merkezden atanıyormuş.

Yani şöyle düşünmek de olanaklı: Ekonomimiz güçlü, yasama, kolluk kuvvetleri, eğitim ve diğer tüm kurumlarımızı kendi dilimizde ve kendimiz işletiyoruz, İspanya’nın varlığı burada son derece sınırlı, o zaman neden bağımsız olmayalım 🙂

Merakla olacakları bekliyoruz.

 

 

Katalonya’da Neler Oluyor?

Öncelikle 1 Ekim 2017 günü yapılan referandum sırasında İspanyol polisinin aşırı sert müdahalesini koşulsuz protesto ettiğimi belirterek başlamalıyım. Katalonya’da hali hazırda bir yıldan uzun süredir yaşayan bir Türk olarak bildiklerimi sıralamak istedim. İlkin kısaca İspanya’ya bakalım: Katalonya yerel meclisinde bağımsızlık için çok nadir görülecek üç partili bir koalisyon var: Sağcılar ve (Biri anti-kapitalist diğeri sosyalist olmak […]

İFSAK 155. Dönem Sokak Fotoğraf Sergisi

2009 yılında İFSAK’da 155. dönem olarak temel fotoğrafçılık eğitimi almıştım. Adet olduğu üzere her dönem öğrencileri bir de sergi yaparlar. Biz de sokak konusu üzerine çalışıp 2010 yılında İFSAK’da bir sergi gerçekleştirmiştik. Bu sergini videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Facebook bağlantısı

Dünya Solu – Sayı 7 – Kastro Kruşçev Mektuplar

1960’ların başında yaşanan Küba Krizi sırasında, Castro ve Kruşçev arasındaki yazışmaları oluşturan bu mektuplar Türkçe’ye ilk kez Dünya Solu dergisi tarafından 1991 yılında yayınlanan yedinci sayısıyla kazandırıldı. Çeviriyi bir arkadaşımla birlikte yapmıştım. PDF belgesine erişim için aşağıdaki bağlantıyı tıklayabilirsiniz. dunya-solu-sayi-7-kastro-kruscev-mektuplar